“HAYIIIR O BENİİM!”

  • İki kardeş sürekli kavga ediyorlar. Arkamı dönüyorum. Kıyamet kopuyor. Ne yapacağımı şaşırdım?
  • Ne misafirliğe gidebiliyorum ne de birini eve misafir olarak alabiliyorum. Misafir çocuklarla hiçbir eşyasını paylaşmadığı gibi onlarınkini de sahiplenip, vermiyor. İnsanlarla görüşemez oldum.
  • Okula başladı. Okulda da aynı sorun devam ediyor. Ben bu çocuğa paylaşmayı nasıl öğreteceğim?

paylasmak_1257809363-680x365Küçük yaşlarda anne babaların en büyük sıkıntılarından biri “o benim” diyen ve hiç eşyasını paylaşmayan çocuklardır. Paylaşma davranışına en basit düzeyde, kimlik oluşturmaya çalışan çocuğun “ben” demeye başlamasından kaynaklı bir sonuçtur diye bakmanın ötesinde aslında eşyalarını, oyuncağını, yemeğini paylaşmayan çocukların ilerleyen yaşlarda sorunlarını, mutluluk ve sevinçlerini de paylaşmaması olası bir sonuçtur. Paylaşım, çocuğun insan ilişkilerinin, kişilik gelişiminin ve problem çözme becerilerinin inşasını yapmak için önemli bir süreçtir. Peki paylaşmayı öğretmek nasıl mümkün olacak?

  1. Paylaşıma akşam yemeklerinden sonra mahallemizin, sitemizin hayvanlarıyla yemeklerimizi paylaşmaktan başlayabiliriz. (Yemek artıklarını değil. Onlar için ayrılmış olanları paylaşabiliriz.)
  2. Paylaşım bilincinin oluşması için ihtiyacı olan maddi güçlük yaşayan çocuklar için çocuklarımızla seçtiğimiz kendi kıyafet ve oyuncaklarını paylaşabiliriz. (Eski ya da kullanılmayan eşyalar olması yeni ve sevdiklerinden de seçebiliriz.)
  3. Paylaşması için zorlamayın. Israrla “paylaşmalısın” demeniz, olumsuz bir farkındalık yaratıp, daha da bencil bir tutum takınmasına sebep olabilir.
  4. Kardeşler arasında ya da diğer çocuklar arasında ki paylaşım sorunlarında mümkün olduğunca araya girmeyelim ki yaşadıkları duruma kendiler çözüm bulma ve iletişim becerisi geliştirmeyi öğrenebilsinler.
  5. Ona “ait” olan değerli gördüğü eşyalara saygı göstermeliyiz. “Akşam misafirliğe arkadaşın Toprak’lar gelecek. Onun dokunmasını istemediğin birkaç oyuncağını kaldırabilirsin” diyebiliriz.
  6. Ona paylaşmak ile ilgili masallar okuyabiliriz. Eğer okul çağındaysa paylaşmanın konu alındığı hikaye kitapları alabiliriz.
  7. Onunla paylaşma temalı oyunlar oynayabilir ve ondan herhangi bir oyuncağını paylaşmak istemediğinde başka bir oyuncak talebinde bulunarak, dönüşümlü oynayabiliriz.
  8. Bir eşyasını paylaştığında takdir etmemiz faydalı olur. “Mert’e oynaması için arabanı vermen çok güzel bir davranış” diyebiliriz.
  9. Onun elindeki oyuncağı isteyebilir ve birkaç dakika oyuncakla oynayıp sonra kendisine verebiliriz. Bu şekilde verdiği şeyi geri alabileceğini, sabretmeyi ve beklemeyi öğretebiliriz.
  10. Evde bir “paylaşım kutusu” yapabiliriz. Bu kutuya kardeşi ya da arkadaşı ile paylaşmak isteyeceği oyuncaklar koyabilir ve onlara o kutudan oyuncakları verebileceğini anlatın.

Psikolog Çiğdem Doğan

Çocuklarımıza Bilim Öğretmenin Püf Noktaları

Bilim! 5 harfli küçük bir kelime olmasına rağmen birçoğumuz için cevap veremeyeceğimiz sorularla dolu kocaman bir dünya.

Genel olarak büyüklere sorulduğunda bilim denilince aklınıza gelen nedir diye duyduğumuz cevaplar bir laboratuar, beyaz önlükler, kocaman gözlük vs. Yani temelde, günlük yaşantıdan uzak, akılda soru işaretleri bırakan bir dal. Peki, aynı soruyu çocuklara sorsak nasıl cevaplar alırız dersiniz? Sorduk ve iki popüler cevap aldık: Araştırmak ve eğlenmek.

Evet, çocuklar için bilim araştırmak ve eğlenmek demek çünkü bilimin temelinde ne varsa çocukların yaradılışlarında da o var: Merak etmek, soru sormak ve keşfetmek. Sizi çileden çıkartırcasına, durmak bilmeden soru sordukları ilk zamanları düşünün.

-Anne bu ne? Sifon yavrum. -Sifon ne demek? Neden sifon? Nasıl çalışıyo?
-Baba buzdolabının ışığını kim açıyo?
-Televizyondakiler de bizi görüyo mu?

Aslında her sordukları soru onların hayatı anlamlandırabilmesi için gerekli olan sorular. Bilmiyorlar ve haliyle merak edip soruyorlar. Bu da aslında insanoğlunun bugün geldiği noktada olabilmesinin ilk adımı değil mi? Sonuçta bilim insanları konuya ‘her şey bir maddedir ve her madde taneciklerden oluşur ama en küçük tanecik ne ola ki?’ diye başlamadılar. Onları bugün bilim insanı yapan şey çocukluklarından getirdikleri ve asla kaybetmedikleri merakları oldu.

Peki, biz çocuklarımızın merakını nasıl canlı tutarız ve onlara bilimi anlatabiliriz?

  • Mutfağa çocuğunuzla birlikte girin.

Evet. Mutfak aslında çocuğunuzun merakını tazelemek, sorularına cevaplar bulmak, yeni şeyler keşfetmek için adeta bir altın madeni. Suyun kaynaması/soğuması/donması, yağın erimesi, buzdolabındaki magnetler, kaşıktaki yansıma, bardaktaki kırılma ve daha niceleri. Birlikte gözlemlemek ve somut yaşantılar kazanmak için harika bir fırsat. Üstelik işlerinizi de aksatmak zorunda kalmayacaksınız 🙂

  • Yağmur çamur dinlemeyin birlikte doğa yürüyüşlerine çıkın.

‘Doğa mı, her yer bina’ dediğinizi duyar gibiyim. Efendim, doğa yürüyüşünden kastımız biraz ağaç, birkaç bitki, renkli yapraklar, ufak böcekler, değişik hava şartları. Çocuğunuza keşfin kapılarını açıp, yaşamı pembe yanaklarında hissettirmek için vazgeçilmez!

  • Oyunlarına katılın, birlikte oyunlar oynayın.

Oyuncaklar ve oyun. Çocuğun en çok zevk aldığı ve en etkili öğrenmeyi yaşadığı anlar. İnşa ettiğiniz bloklarla dengeyi, arabalarla hızı, trenlerle uzunluğu, köprülerle ivmeyi, yüzdürülen gemilerle suyun kaldırma kuvvetini… Daha nicelerini sayabiliriz. Oyuncaklar ve oyun. Unutmayın, çocuk oynarken her şeyi en basit haliyle anlatabilirseniz ve oynamaya doyamadığı oyuncakları sayesinde öğrendiklerini asla unutmaz.

  • Konuşun.

Elbette ki sessiz geçen mutfak saatleri, kuru kuru yürüyüşler, sıkıcı oyunlar çocuğa bilim insanı olmanın kapılarını açmaz. Onun sorularına cevap vermeye ve onunla birlikte öğrenmeye açık olduğunuzu gösterin sevgili anne ve babalar. Eğer olur da o soru sormazsa siz sorun, içindeki öğrenme aşkını harekete geçirecek bir şeyler bulun. Birlikte araştırın, öğrendiklerinize şaşırın, heyecanını paylaşın. Ne kadar içselleştirirse o kadar kalıcı olur unutmayın.
Merakınızın hiç sönmemesi dileğiyle,

Rabia Yıldız

Çocuk Gelişim Öğretmeni

Kural Koymayı Kolaylaştıracak 6 Öneri

Kurallar hayatın el feneridir. Çocukların kaygı, kararsızlık, güvensizlik gibi duygularını daha az yaşamalarında hayatlarını aydınlatan bir araçtır. Çünkü sınır ve kuralların olduğu bir hayat çocuklar için daha net ve berraktır. Dolayısıyla kurallar çocukların özgüvenini ve özdisiplinini besler. Ancak ne zor şeydir bu kuralları koymak değil mi? İşte size birkaç öneri;

1) Çocukların istekleri bitmez.

Çocuğumuza gerçekten ihtiyacı olan şeylerin alınabileceğini, fazlaca talepkar davrandığında hep aynı tutum ve sözlerle ifade etmeliyiz.

2) Kararlılık ve tutarlılık en büyük kurtarıcımız.

Çocukların gözünden yaptıkları davranışlar karşısında hep aynı tutumları gösteren anne baba olmalıyız. Bir kere farklı davranırsanız dilinden kurtulamazsınız. “Ama o gün izin vermiştin”ler bitmek bilmez.

3) Kuralı koyduk da uygulayabilecek miyiz ?

Çocuğumuza “ödevler bitmeden tv izlemek yok” dedik ama okuldan eve geldiğinde evde bunu kontrol edecek kimse yoksa kural koymamız anlamlı olmuyor.

IMG_61974) Kurallar uzun uzun anlatılacak masalsı sözcükler değildir.

Kural zaten çocuk için keyifsiz, neden durumu masalsı bir hale getirmeye çalışıyoruz. Kısa ve net bir şekilde kuralları söyleyelim.

5) Geçmiş, bırakalım da geçmişte kalsın.

Çocuğumuzun geçmişte uymadığı kuralları konuşmak yerine ne yapması gerektiğini söyleyin. “Geçen gün teyzenlere gittiğimizde de böyle kötü sözler kullandın” yerine “kötü sözler kullanma” kullanalım.

6) Bu çocuklar insanın duygularını sömürür, ruhumuz duymaz.

Çocuklarımız “sen beni sevmiyorsun” gibi söylemlerle ilgi çekmeye çalışırlar. Bizler onlara uzun açıklamalar yapmaya kalkarsak amaçlarına ulaşırlar. Bu duygu sömürülerine ilgi göstermezsek kurallarımızın net olduğunu anlarlar.

Psikolog Çiğdem Doğan

Etkili İletişimin Sırları – Son Bölüm

Bu post ebeveyn, öğretmen, danışman ve bu tarz konularla ilgilenenlere yardımcı olması amacıyla hazırlanmış çalışmaların sonuncusudur. Verilen örnekler, bireylerin birbirleriyle daha sağlıklı bir iletişim kurmalarını sağlayan ipuçlarını içermektedir. Önceki postumuzdaki soru-cevap şeklinde paylaştığımız önerileri de okuyabilirsiniz. Aşağıda devam niteliğinde olan 8 tane daha soru-cevap bulabilirsiniz.

1. bölüm, 2. bölüm, 3. bölüm, 4. bölüm, 5. bölümü okumak için tıklayınız.

31. İstediğini elde etmek için ne yapacaksın? Hangi adımları atacaksın?

Hedeflerin çoğu eylem gerektirir, bu yüzden nereden başlayacağınızı bilmek oldukça önemlidir. Bazı insanlar, her adımlarını planlamayı severler, diğerleri ise anlık dürtülerine güvenmek yerine hedeflerini net tutarlar. Her iki yolda da ne istediğinize karar vermek çok önemlidir.
Örneğin;
Zengin olduğun zaman ne yapacaksın?
Zayıflamak için hangi adımları atacaksın? gibi…
Bazı insanlar, bir hedefi belirlemek için 24 saat içinde bir adım atılması gerektiğini düşünüyorlar. Bu durumda sinir sistemine bir mesaj yollanır.

32. Kim / Ne daha iyi?; En iyi Kim / Ne ile karşılaştırılabilir? (Daha hızlı, kolay vb..)

İnsanlar daima karşılaştırma yaparlar, daha sonra da ne ile karşılaştırdıklarını da unuturlar. Fakat, hatırlamalarına yardımcı olabilirsiniz. “Risk almaktan kaçınmak en iyisidir.” “Neye göre en iyi?” “NLP fobilerden kurtulmak için daha hızlı bir yöntemdir.” “Neye göre daha hızlı?” Karşıdaki bireyin bakış açısını daha iyi bir şekilde öğrenmenize ve onu anlamanıza yardımcı olacaktır. “Neye ya da kime göre daha iyi?” şeklinde bir soru da sorabilirsiniz.

DSC_003533. Söylemek / yapmak / inanmak için onların doğrusu ne olmalı?

Karşınızdaki bireyin bakış açısından yola çıkarak varsayımlarınızı ortaya çıkarmak için kendinize sormanız gereken bir sorudur. Bir cümlenin anlam kazanması için doğru olarak kabul edilmesi gereken şey varsayımlardır. Konuşmadaki varsayımların farkına varabilir ve faydalı olmadığını düşündüklerinizi eleyebilirsiniz.
Örneğin;
-Antrenör olmayı beceremiyorum, çünkü başa çıkabileceğimi düşünmüyorum.”
– Beceremeyeceğini kim söylüyor?
– Düzgün bir şekilde gözümde canlandıramıyorum. Canlandırmak için uygun bir yol var mı bilmiyorum.
– Ne olabilir? Alaycı bir tavır sergileyebilirsiniz. En azından yanlış da olsa gözünüzde canlandırabilirsiniz.

34. Problem / Sorun artık bir önem teşkil etmediğinde, nasıl hissedeceksiniz?

Bu soru bireyi problem olmayan bir hayatın nasıl olduğu hakkında düşünmeye teşvik eder. Tetikleyici, etkili bir sorudur.
Örneğin;
– Kilonuz artık bir sorun olmaktan çıktığında, nasıl hissedeceksiniz?
Böylelikle, bu soru sizi mücadelenin ve problemin nasıl çözüleceğinin de ötesinde bir yere götürür. Eğer birey bu duygu ile “kalma konusunda” istekli ise, çabasız bir şekilde problemi çözmek için gerekli olan adımları kendi kendilerine bulacaklardır.

35. Neden?

Sınırlayıcı inançlar buz dağı gibidir – yüzeyin altında pek çok şey vardır. Birey sınırlayıcı inançlarından bir kısmını anlattığı zaman, bu soru ile yüzeye daha fazlasını çıkarmanıza yardımcı olur.
Örneğin;
– İş planı yapamıyorum.
– Neden?
– Çünkü yeterli zamanım yok.
İnançları ortaya çıkarmak için sorulan bir diğer soru ise; “Nereden biliyorsun?” İnancını size anllatığı zaman, daha fazla bilgi almak için “X neden Y’ye neden oluyor?” sorular da sorabilirsiniz.

36. Bunun doğru olup olmadığını nereden biliyorsun?

İnançlar gerçekten doğru değildir; onlar sadece birer düşüncedir. Bu soru, sınırlayıcı inançlar ile başa çıkabilmenin iyi yollarından birisidir, çünkü bireyin bu soruya cevap verebilmesi için yeni bir inancı hayal etmesi gerekir.
Örneğin;
– Anlaşmayı kaybettim. Asla başarılı olamayacağım.
– Bunun doğru olup olmadığını nereden biliyorsun?
Yeni bir inanç oluşturmanın ilk basamaklarından birisi ise; bireyin bunu düşünmesini sağlamaktır.
– Daima mücadele ediyorum, çünkü hayat çok zor.
– Bunun doğru olup olmadığını nereden biliyorsun?
Yeni bir inancı hayal etmeye başladıkları zaman, eski olan inanç ile yenisini değiştirmek için bir kapı açılır.

37. Aslında bu _________ anlamına gelir.

Eğitimin başında olumlu bir altyapı oluşturmak için etkili bir cümledir. Burada olman, istediğin değişikleri yapabileceğin anlamına geliyor. Beni dinliyor olman, bütün hedeflerine ulaşabileceğin anlamına geliyor. Ayrıca, bu cümleler mantıklı olmak zorunlu değil.

38. Yani _________ inanıyorsun.

Etkili bir eğitim için uyum oldukça önemlidir. Fiziki olarak uyumun sağlanması için pek çok yol olsa da, bu uyum sözel olarak da sağlanmalıdır. Birey doğru olduğunu düşündüüğü bir şeyi söylediğinde ve siz yararsız olduğunu düşündüğünüzde, doğru olmadığını söylemeden, farklı bir yol ile tekrar ona söylemek faydalı olabilir.
Örneğin;
– Ben başarısızım.
– Başarısız olduğuna inanıyorsun.
Bazen insanlar şu şekilde cevap verebilir;
– İnanmıyorum, biliyorum.
Bu iyi bir şey, çünkü bu durumda şu şekilde bir soru sorabilirsiniz;
– Hmmm… Merak ediyorum, peki bunu nereden biliyorsun? gibi…

Ebeveynlik, danışmanlık, koçluk gibi becerileri kapsayan, 6 bölümden oluşan yazılarımızı umarım beğenmişsinizdir. Artık pratik yapabilirsiniz. 38 soru içerisinde kullanabileceğiniz favori soruları seçebilir ve hatırlatma amaçlı küçük notlar taşıyabilir ya da buzdolabınızın üzerine asabilirsiniz. İlk başladığınızda garip hissedebilirsiniz, fakat zamanla iletişim kurarken doğal konuşmanızın bir parçası haline gelecektir.

 

Etkili İletişimin Sırları – Bölüm 4

Bu post ebeveyn, öğretmen, danışman ve bu tarz konularla ilgilenenlere yardımcı olması amacıyla hazırlanmış çalışmaların dördüncüsüdür. Verilen örnekler, bireylerin birbirleriyle daha sağlıklı bir iletişim kurmalarını sağlayan ipuçlarını içermektedir. Önceki postlarımızdaki soru-cevap şeklinde paylaştığımız önerileri de okuyabilirsiniz. Aşağıda devam niteliğinde olan 6 tane daha soru-cevap bulabilirsiniz.

19. Hepsi / Herkes mi? Öyle olmayan birini / bir şeyi gördünüz mü?

Hepimiz genelleme yetisine sahibiz, fakat bazen bu durum sınırlayıcı olabiliyor ve bu da önyargının temellerini oluşturabiliyor. “İnsanlar genelde açgözlüdür.” Hepsi mi? Öyle olmayan birini gördünüz mü? “Köpekler tehlikelidir.” Bütün köpekler mi? Öyle olmayan bir köpek gördünüz mü? Kendi karşı-örneklerinizi bile bulabilirsiniz. “Dilsel becerileri öğrenmek zordur.” Bütün dilsel becerileri mi? Bebekken çabasız bir şekilde edinilen beceriler de mi?

20. Eğer bu gece bir mucize olsa…

İnsanlar ne istediğini bilemediklerinde veya bir problemin çözüldüğünü hayal etmede zorlandıklarında bu gerçekten zorlu bir süreçtir. Bu gece bir mucize olsa ve sen yarın sabah uyandığında, her şey (hayatında, işinde..) tam olarak istediğin gibi olmuş olsa, sizce nasıl bir mucize gerçekleşmiş olabilir? Böyle bir mucizenin olmasına izin vermek için, görmek, hissetmek ve inanmak istediğiniz ne olurdu? Mucizeler insanın önceden koymuş olduğu sınırların önüne geçerek zihni özgür kılar. Böylelikle bir mucize gerçekleşmiş olur…

DSC_000421. Seni durduran şey ne?

“Ben yapamam.” cümlesini duyduğunuzda, inançlarınızı sınırlayan bir durum söz konusu olabilir. Böyle bir durumla karşı karşıya geldiğinizde şunları sorabilirsiniz: “Ben kilo veremem.” veya “İnsanların isimlerini hatırlayamam.” gibi durumlarda; “Seni durduran şey nedir?” diye sorabilirsiniz. Bu soruyu cevaplamadan önce, kendi kendilerinin önüne geçtiklerini vücut dilleriyle de rahatlıkla görebilirsiniz: göz hareketleri, mimikler vb. Eğer izlerseniz veya dinlerseniz, bunu yaptıklarını rahatlıkla görebileceksiniz. Ama eğer “Ben insanların göz hareketlerini takip edemem.” derseniz; sizi durduran şeyin ne olduğunu bulmanız ve bulduğunuz zaman ne olacağını bilmeniz gerekir.

22. Özellikle hangisi / ne / kim?

İnsanlar konuşurken ne anlatmak istedikleri hakkında belirsiz olmalarına neden olan kelimeleri sıklıkla kullanırlar. “Avantaj daima onlarda.” gibi bir durumda; “Özellikle avantajlı olan kim?” şeklinde bir soru yöneltilebilir. Ya da “Hiçkimse benim söylediklerimi dinlemiyor.” gibi bir durumda ise; “Ne gibi şeyler söylediğinde kim seni dinlemiyor?” gibi.
Bu sorular dinleyicinin kim ve ne hakkında konuşulduğu konusunda kesin bir sonuca ulaştırır ve konuşmacıyı da gerçeklikle bağdaşan bir sürecin içine çekmek de mümkün olur.

23. Kendini nasıl durduyorsun?

Bir probleme sahip olmak insanın çok fazla enerjisini alır. Bu soru ise; güçlü olanın sizin olduğunuzu görmenize yardımcı olacaktır. “Organize olamıyorum.” “Kendini nasıl durduyorsun?” gibi.
İnsanlar kendilerini durdurmayı sonlandırmak için daima değişiklikleri saptayacaklardır.
“Ne yaparsam yapayım zayıflayamıyorum.” “Seni zayıflamaktan alıkoyan engel ne?” İnsanlar bu sorunun cevabını düşünmeye başladıkları zaman, problem çözme yetilerini tekrar kazanıp var olan güçlerini ortaya çıkarabiliyorlar.

24. Merak ettiğim…, Bilmek istediğim şey… vb.

Sorular bazen zorlu olabilir, bu yüzden anlaşma, uyum oldukça gereklidir. Soruları yumuşatmak yardımcı olabilir ve tutarsızlığı da azaltabilir. “Başarmak istediğin şeyin ne olduğunu merak ediyorum. Bunu nereden bildiğini merak ediyorum. Seni hayal kırıklığına uğratan şeyin ne olduğunu merak ediyorum.” gibi cümleler ile soruları yumuşatmak mümkün olabilir.

Etkili İletişimin Sırları – Bölüm 3

Bu post ebeveyn, öğretmen, danışman ve bu tarz konularla ilgilenenlere yardımcı olması amacıyla hazırlanmış çalışmaların üçüncüsüdür. Verilen örnekler, bireylerin birbirleriyle daha sağlıklı bir iletişim kurmalarını sağlayan ipuçlarını içermektedir. Önceki postumuzdaki 12 tane soru-cevap şeklinde paylaştığımız önerileri de okuyabilirsiniz. Aşağıda devam niteliğinde olan 5 tane daha soru-cevap bulabilirsiniz.

13. ………… hakkında sizin için önemli olan nedir ?

Herkes için önemli olan değerler vardır. (örneğin; özgürlük, güvenlik, macera gibi) Fakat herkesin “kriter” olarak bilinen hassas olduğu konular da vardır. -İşinizde sizin için önemli olan nedir? “İnsanlara yardım etmek, iyi bir iş çıkarmak ve maddi ihtiyaçları karşılamak.” -İlişkinizde sizin için önemli olan nedir? “Dürüstlük, güven ve saygı.” Kriterler konuların içeriğine göre değişebilir, ayrıca yakınlık ve motivasyonu sağlamak için de bu tür soruları “gündem konusunu” belirlemek adına kullanabilirsiniz. Bu soru-cevaplar hakkında bilgi sahibi olmanın sizin için önemi nedir? gibi.

14. Başarısız olmayacağınızı bilseydiniz, ne yapardınız ?

Pek çok insan başarısızlık korkusu ile geri çekilir ve sıklıkla hayallerine açılacak olan kapıyı kapatırlar. Bu soru ise “o kapıyı” açmaktadır. -Başarısız olmayacağınızı bilseydiniz, ne yapardınız? “İspanyolca konuşmayı öğrenirdim.” -Başarısız olmayacağınızı bilseydiniz, ne yapardınız? “Üniversiteye giderdim.” Başka bir alternatif ise başarısız olmanın sorun olmayacağını bilseydiniz, ne yapardınız?

Etkili İletişim Sırları 3

15. En iyiye ulaştığınız zaman nasıl biri oluyorsunuz ?

Bu soru ise kişinin iç dünyasına ulaşmasını sağlamakla birlikte iyi bir başlangıçtır. -En iyiye ulaştığınız zaman nasıl biri oluyorsunuz? Bu soruyu yanıtlamak, kişinin iç dünyasına (bir dereceye kadar) ulaşmasını sağlar, size “rahatım”, “odaklanmış” gibi anahtar kelimeler sunabilir. Bu tür soruları daha sonradan da tekrarlayabilirsiniz.

16. (Amaçlarınız) içinde bulunduğunuz alanı / durumu nasıl etkiler ?

Hiçkimse dört tarafı çevrilmiş bir ada değildir. İnsanlar yaşamları boyunca bir sistemin parçasıdır ve bir değişikliğin hayatınızı nasıl değiştireceğini / etki edeceğini bilmek iyi bir şeydir. Zayıf / fit & sağlıklı olmak içinde bulunduğunuz durumu / ailenizi / arkadaşlarınızı / işinizi nasıl etkiler? Kendi işinize başlamak ailenizi nasıl etkiler? Zengin olmak arkadaşlıklarınızı nasıl etkiler? Bu etkiler tamamiyle pozitif olabilir – o ya da bu şekilde cevabını öğrenmek sizin için faydalı olacaktır. Bu soru-cevap yöntemlerini öğrenmek çevrenizi nasıl etkiler?

17. Açık bir şekilde kim / ne ?

Bir birey ne zaman bir şey söylese, genellikle bilgiyi net bir şekilde vermekten kaçınır.
Açık bir soru yönelterek, gizli olan bilgiyi açığa çıkarabilirsiniz. “Öğrenmekte zorlanıyorum.” -Özellikle / Daha açık bir şekilde neyi öğrenmek? “Kendi işimizi sunarken sorun yaşıyoruz.” -Özellikle kime sunarken? gibi. Değişik sorular yöneltmek için karşınıza fırsatlar çıkacaktır. Örneğin; “Hiç motive değilim.” – Daha açık bir şekilde ne yaparken motive değilsin? “Herhangi bir şeyi yaparken motive değilim.” “-Herhangi bir şey mi? Bana söylemek için şuan oldukça motive olduğunu görüyorum.” gibi.

18. ………………….. nasıl olurdu ?

Bazen “faaliyet” adı altında yapmamız gerekenler: ilişki, hayal kırıklığı, başarı ve mücadele gibi kelimeler, zamanla “soyut” eylemler haline gelebiliyor.
Bu “soyut” eylemleri “faaliyete” dönüştürebilirsiniz. “Başarılı olmak istiyorum.” Nasıl başarılı olmak istiyorsun? Ya da “Müşteri ilişkilerinde problemlerimiz var.” Müşterilerinizle nasıl bir ilişki kurmak istersiniz? Bir şeyleri değiştirmek için yürürlüğe koymak her zaman için çok daha kolaydır, bu yüzden bu soyut kavramları hemen işleme sokmalısınız. “Hedef belirlemede zorlanıyorum.” Hedeflerini belirlemenin nasıl mümkün olabileceğini söyleyebilir misin? gibi.